Başak Kültür ve Sanat Vakfı Tarafından Suruç ve Fidanlık’ta Yürütülen Çalışmalar

05.05.2014 10:00

Başak Kültür ve Sanat Vakfı Tarafından Suruç ve Fidanlık’ta Yürütülen Çalışmalar

Diyarbakır ve Suruç’ taki Sığınmacılara Yönelik Yürütülen Çalışmalar

Çocukların gelişimleri için hayati öneme sahip olan; oyun oynama, kültürel ve sportif etkinliklere katılma hakkı, mülteci çocuklar için bilhassa önemlidir. Yaşadıkları şiddetten kaçarak, sığındıkları yerlerde yaşamak zorunda bırakılan mülteci çocuklara acil olan yardımlar sağlanırken, çocuğun temel gelişim ihtiyaçlarından olan bu haklar gözden kaçabiliyor.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı (BSV) çocuğa karşı şiddetin en kötü biçimlerini yaşamış olan mülteci çocuk ve kadınlar için çalışmalar yürütmektedir. Özellikle son dönemde Suriye’de ve Irak’ta yaşanan iç savaş ve Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) teröründen kaçan mülteci çocuk ve kadınlara yönelik, Suruç ve çevresinde yürüttüğü 3 aylık çalışmanın ardından, çalışmaları oradaki eğitim almış Kobane’li gençlere devrederek çalışmanın sürekliliğini sağlamayı amaçlıyor.

Vakfın, Diyarbakır’da Şengalli sığınmacıların kaldığı kamptaki çalışmaları 3 Şubat’ta başladı ve halen devam ediyor.

Diyarbakır Fidanlık kampında başlatılan tiyatro eğitimine 20 si kadın 33 gençle başlanmıştır. Tiyatro atölyesi katılımcılarından bazıları “Bir bakalım, eğer hoşumuza giderse geliriz” ön şartıyla başladılar. 3 Martta doğaçlamalardan iki kısa oyun çıkarıldı ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliği kapsamında, kamptaki kadınlara sergilendi. Oyunun seyirciler üzerinde çok etkili olduğu ve birçok kişinin gözyaşlarına hâkim olamadığı gözlendi. Tiyatro çalışmasına katılan ve yaş ortalamaları 14-20 arasında olan gençlerin birçoğu, İŞİD çetelerini ve vahşetine tanık olanlardı.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı olarak bu çalışmada sanatın her şeyi yeniden yaratmayı mümkün kılan yanıyla, yurtsuzluğun, acının ve çaresizliğin tam ortasında bir başlarına bırakılan kadın ve çocukların, yaşadıkları travmaları hafifletmeyi ve özellikle çocuk ve gençleri psiko-sosyal anlamda güçlendirmeyi amaçlamaktayız. Elbette bu ağır travmaları sadece sanat çalışmalarıyla yenebilmek mümkün görünmüyor. Fakat sanatın farklı gücüyle, oradaki insanların hiçbir zaman yalnız ve biçare olmadıklarını, yaşama ve yaşatma umuduna her zaman sahip olabileceklerini gösterebiliriz.

Kamplarda yaşam savaşı veren insanların hikâyeleri, durumun vehametini daha çıplak bir şekilde ortaya koymaktadır. Suruç’taki çalışmalara dahil olan çocuklardan birinin babası, iki ablası ve bir abisi Kobanê ve Şengal’de Işide karşı mücadele verenler arasındaydı. Babası Kobanê’de, ablası da Şengal’de yaşamını yitirdi. Psikolojisi alt üst olan çocuk, önceleri hiçbir şeyin kendisini onaramayacağını düşündüğünü ancak tiyatro çalışmalarına dâhil olduktan sonra kendini daha iyi hissettiğini ve tüm acılara rağmen mücadelesini sürdüreceğini belirtmiştir.

Bir başka eğitmen, gözlemlediği durumu bize şu şekilde aktardı. ’’çocuklardan biri sadece 3 gün çalışmalaraa katıldı. Annesi ve babasının İŞİD’in elinde olduğunu öğrendiğimizde onu tekrar çağırdık. Kendisi, ’’çalışmalara katılmak istemediğini ve ailem o vahşilerin elindeyken ben buraya gelip gülemem” dedi. Bu durum çocukların ne kadar ciddi bir ruhsal yük altında ezildiklerini ve tüm bu travmatik durumlardan dolayı en doğal ve en temel hakları olan oyun oynama, eğlenme, sosyal iletişim/ilişki geliştirme gibi olgulardan uzak kaldıklarını göstermektedir.

Eğitmenlerimizin bazı izlenimleri:

Ezidilerin yaşadığı Diyarbakır fidanlık kampında gerçekleştirdiğimizSanatsal faaliyetlerimize gelen çocukların, aktivitelere odaklanma konusunda problem yaşadıklarını gördük. Bu durumun yaşanılan göç ve travmanın etkileri olduğunun farkındaydık ve yürüttüğümüz çalışmaları bu farkındalıkla planlamaya özen gösteriyoruz.’

‘Yaşanılan savaş ve göç süreçlerinde kadınların maruz kaldığı, tanık olduğu veya birbirlerinden dinledikleri acı hikayeler, yaşama ve insanlara olan güvenlerini ciddi anlamda sarsmıştır. Bu sarsıntı, zaman zaman kadın-erkek eşitliği ve benzeri konularda yapmış olduğumuz faaliyetlerde kendini göstermiştir. Bu bağlamdaki çalışmalar sırasında katılımcıların tepkisel ve/veya isteksiz davranışları, ilgili konularda yaşadıkları acılarla baş etmekte zorlandıklarını göstermektedir.’ Suruç’ta, Kobane’den gelenlerle yapılan çalışmalarda insanların geleceğe dair yeni bir yaşam geliştirme motivasyonları olduğunu gördük. Oysa Diyarbakır’daki Şengal’lilerde ağır bir yas havasının yanı sıra Avrupa’ya göç etmeye yönelik ciddi bir çaba olduğu görülüyor. Dolayısyla Ezidilerin geçmişten günümüze yaşamış olduğu katliam ve travmaların etkilerinin ne kadar derinleştiği bu son Işid vahşetiyle ortaya çıkmıştır.’ Diyarbakır fidanlık kampında en son yaşanan 2 acı olaydan dolayı tiyatro çalışmasını ara vermek zorunda kaldık.  Biri; 11 Mart  akşamüzeri 3-4 yaşında bir kız çocuğu kamptaki çardakda kendi çabalarıyla yaptığı salıncakta hayatını kaybetmesi. (Sallanırken ip boynuna dolanmış ve boğulmuş. Yanında çocuklar varmış ve korkudan kaçıp müdahale edememişler.) Diğeri ise; geçen hafta 27 Şengal’li anne Şengal’de İŞİD’in elindeki çocuklarını almaya gitmişler. Kadınları ağırlayan İŞİD üyeleri, önce kadınlara yemek verip ağırlamışlar. Daha sonra kadınlar “çocuklarımız neredeler, çocuklarımızı bize verin” deyince, onlarda “az önce yediniz ya” diye cevap vermişler. Bu olay  hepimizi derinden etkiledi ama kamptaki Şengalli’leri  adeta yüreğinden vurdu. Derin bir yas içindeler.’ Eğitmenlerin gözlem ve paylaşımları, Kobane ve Şengal’den göç edenlerin ciddi travmatik sorunlar yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Bu travmalara ek olarak kamp içerisinde ve dışında yaşanan acı olaylar da herkesi derinden üzmüştür. Özellikle kamp içerisinde çocuk ve gençlerin oyun alanları ve oyun araçları ile ilgili ihtiyaçlarının ne kadar önemli olduğunu yaşanan acı olaylar bize göstermektedir. Bu konuda yerel yönetimlerin, ilgili uzmanlar ve STÖ lerle bir araya gelerek plan ve program geliştirmesi elzemdir.

Diğer yandan Suruç ve Diyarbakır’da yürüttüğümüz çalışmaları sosyal medya başta olmak üzere çeşitli iletişim araçlarıyla çocuk hakları alanında çalışmalar yürüten ağlar, sığınmacılarla ilgili konularda kampanya yürüten organizasyonlar ve ilgili kurumlarla paylaştık. Böylesine önemli bir konuda 1- 2 kurum ve 1-2 kişi dışında herhangi bir destek alamadık. Bu durum yaptığımız çalışmaları genişletebilme imkânımızı olumsuz etkiledi. Ancak motivasyonumuzu ve inancımızı kaybetmeden çocuklar başta olmak üzere tüm sığınmacılar için çabalamaya devam ediyoruz.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı olarak 9 Aralık 2014 itibariyle Suruç’a yönelik gerçekleştirdiğimiz Tiyatro ve Oyuncak Yapım Atölyesi çalışmaları, çalışmalara dâhil olan gençlerin çabasıyla devam etmektedir. Kurumsal olarak bu çalışmalara ek eğitim ve malzeme desteği sağlanmaktadır.

Diyarbakır Fidanlık kampında 3 Şubat 2015 itibariyle başlatmış olduğumuz Tiyatro ve Oyuncak Yapım Atölyesi çalışmalarımız eğitmenlerimizin desteğiyle hala devam etmektedir. Bu çalışmaların malzeme temini ve organizasyon süreçleri kurumumuz tarafından sağlanmaktadır.

Sivil Toplum Örgütleri olarak bu süreçte söz konusu kamplara yönelik daha kapsamlı çalışmalar geliştirmemiz gerektiği ortadadır. Bu bağlamda yakın zamanda uygulanmak üzere Diyarbakır Fidanlık Kampına yönelik, çocukların psiko-sosyal anlamda güçlendirilmesini hedefleyen kapsamlı ve programlı çalışmalar planlamaktayız. Bu çalışmaların gerçekleşebilmesi ortak destek ve çabalarla mümkündür.

İşbirlikleri ve kolektif çalışmaların bizi birlikte kısa zamanda daha iyi sonuçlara götüreceği inancındayız.